|
Şemsiyesiz Yağmur Duasına Çıkmak |
|
|
|
Bizimkilerin sınır ötesi harekât söylemleri, ‘duası makbul’ bilinen bir hoca efendinin ahaliye sitem hikâyesine benziyor.
Kuraklıktan perişan olan kasabalılar hocaya ricada bulunurlar ve topluca yağmur duasına çıkılarlar. Toplanılan tepelikte hoca efendi aşk ve coşku ile dua eder ama yağmur yağmaz. Kasabalılar homurdanır:
-Hoca, hani yağmur? Damla bile düşmedi
-Ee, siz inanmadınız ki... Dualarımızla yağmur yağacağına inansaydınız yağardı...
-Nasıl inanmadık hocam, geldik, âmin diye diye yeri göğü inlettik...
-İyi güzel de, hiçbiriniz şemsiye getirmedi! Yağmur yağacağına inanan adam yanına şemsiyesini almaz mı?
Asker ‘sınır ötesi harekât’ deyip duruyor, siyasetçi de huşu içinde kafa sallayarak ‘âmin’ nidalarını eksik etmiyor...
Yağmıyoruz ama cümbür cemaat gürlüyoruz.
***
Değerli bir okur (A. Oral) dünkü yazıma yankı vermiş:
‘Ben İngiltere’de 6 yıl yaşadım. O zaman MI6 içinde ajanlar arası bir didişme olmuştu ve Dominique Lawson'ın ( Sunday Telegraph'in o zamanki Editörü) MI6 ajanı olduğu ortaya çıkmış idi ama hiçbir şey olmadı ve görevine daha uzun süre devam etti. Hatta o zaman İngiltere'deki gazetelerin hemen hepsinin editörlerinin MI5 ve MI6 tarafından kontrol edildiği söylendi... Başkaları satın almadan kendileri kontrol ediyorlar... Derin devlet orada...’
Bu yankıdan sonra içim daha da rahatladı. Demek ki, İngiliz medyasının ‘Türkiye ille de sınır ötesi harekâta girişti, girişecek, girişmeli galiba’ diye haberimsi yayınlarla yırtınmasından şüphelenirken durduk yerde öküz altında buzağı aramış değilim. Öyle görünüyor ki İngiliz basını hakkında çok fazla hüsnü zan sahibiymişim.
***
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt bir soru üzerine cumhurbaşkanlığı konusunda ‘Daha önce söylediklerimizin arkasındayız’ deyince birkaç kere deşmeye çalıştığım yaradan cerahat aktı. Gül’ün Erdoğan’ı zora sokmaya azmedip karnından konuşarak tekrar aday olduğunu bildirmesi pek hoş karşılanmamış...
Elbette askerin geçtiğimiz Nisan’daki tavrını onaylayanlardan değilim. Fakat belli ki Gül’e yönelik olarak görünenin ötesindeki sebeplerden kaynaklanan bir tepki var. Bize mahrem olan bu sebeplerin yanında eşinin başörtüsü hiç de önemli değil. Tabii ki ‘sakıncalı gazeteci’ diye listelere girmiş biri olarak bu mahrem sebepler hakkında somut bir veri edinme imkân ve hatta ihtimalim yok. Sırf akıl yürütmeyle fitnenin derinliğini anlamaya çalışıyorum. Yoksa Sayın Gül’e karşı değilim. Hatta tekrar aday olduğunu açıktan değil de karnından söylediği güne kadar, görünüşüne bakarak hakkında hüsnü zan sahibi olanlardan idim. Yine de kendisinin zatını işaret ederek söylediği gibi -ve göründüğü kadarıyla- ‘Türkiye’yi içeride ve dışarıda iyi temsil’ bakımından uygun olduğuna inanıyorum. Ancak öyle görünüyor ki, içeride ve dışarıda birileri, bizce meçhul sebep ve gerekçeler yüzünden Gül’ü Çankaya’ya çıkarmamak için bir kere daha hukuk ve demokrasiye kıyabilir, kıydırabilirler.
Tamam, itirazım yok; bu tartışmasız kötülüktür ama üstesinden gelemeyeceksen böyle bir fenalığın üstüne giderek mağduru ve mağlubu olmayı göze almak iyilik midir?
Yoksa Gül de yağmur duasına şemsiyesiz mi çıkıyor? -www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.- |