Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Yabana Yâr, Yâre yaban

Yabana Yâr, Yâre yaban PDF Yazdır E-posta
    İslami cemaatlerden birinin Avrupa’daki teşkilatlarında pek hoş bir adet var... Belli zaman aralıkları ile ‘Açık Kapı Günü’ düzenleyerek çevrelerindeki Hıristiyanları davet edip ağırlamayı, hoş geçimlik üzere komşuluk sürdürmeyi gelenekleştirmeye çalışıyorlar.

    Aslında bu adetten ‘var’ diye değil de, gözümle görmediğim için ‘varmış’ diye söz etmem gerek. Fakat kaynağım pek muteber ve mutemet olduğu için; görmüş gibi kabul ediyorum. Tabii bu âdetin nasıl yaşandığına, karşılıklı olarak ne yönde etkiler bıraktığına, hangi türden duygu ve ilişkiler geliştirdiğine dair ayrıntılara vakıf bulunmadığım için ahkâm kesmeye kalkışacak değilim.

    İlginç olan nokta şu:
    Böylesi bir gelenek oluşturmaya çalışan camiayı ‘hoşgörü’ kültürü açısından takdir ederken aynı topluluk mensupları arasındaki iç ihtilafların doğurduğu ölçüsüz küskünlükleri açıklamak imkânsız. Bu insanlarımızın önemli bir kısmı, cemaat içi ayrılıklar yüzünden öylesine keskin karşıtlıklar yaşıyorlar ki, Hıristiyanlara gösterebildikleri hoşgörünün binde birini kendi aralarındaki kopukluklarda sergileyemiyorlar. O vadide, Müslümanlığını ve meşrebini pek ciddiye alarak yaşayan nice kişi var ki, çok değil, bir, iki, üç, beş, bilemediniz on yıl önce aynı üstat ve önderin sadık öğrencileri olarak can kardeşi diye bağrına bastığı arkadaşlarına selâm bile vermiyor, veremiyor. Şayet bir şekilde ‘öteki taraf’ içinde yer almış biriyle ilişkisini kesmemişse acımasızca dışlanıyor.

    Mesele ne?

    Filancalar filan Ağabey’le birlikte, falancalar da falan Ağabey’le birlikte... Dün hepsi aynı camianın gayretli bendeleri iken şimdi aralarında kan davası varmış gibi birbirlerine düşmanlık güdüyor, en masum durumda yok sayıcı tavrı tercih ediyorlar.

    Bazen aynı cemaat içindeki bu ayrılıklar kadim din savaşlarındaki kadar ağır kin cepheleri oluşturabiliyor.

    Sözünü ettiğim camianın adını özellikle anmıyorum. Zira içlerindeki bu ‘gayrı İslami’ manzarayı teşhir etmek gibi bir niyetim yok. Gayem, milletimizin çok eski yüzyıllardan beri dönem dönem bulaşıcı bir salgın gibi pençesine düştüğü hastalığın yakıcı bir örneğinden ders aramaya çalışmak.

    Bu, İslami cemaatlerle sınırlı bir arıza değil...

    Her alanda hemen her gün bu zaafımızın ağır bedellerini ödüyoruz. Yurt içinde ve yurt dışında Türk’ün Türk’ten daha dehşetli bir düşmanı yok. Adam filanca siyasi partiye husumet beslerken, hatta kendi partisi içindeki herhangi bir kişiye nefret duyarken, ülkesinin en azılı düşmanına, öyle olduğunu bile bile ‘temenna’ çekebiliyor.

    İlginçtir; bazı yorumcuların, ‘İslam dinini tercih edecek Türk milleti’ ile ilgili olduğunu söyledikleri bir ayette belirtilen özelliklerin tam zıddı sergilenebiliyor. Ayetteki temel bir özellik şöyledir:

    ‘..... Onlar -düşmanlık eden- inkârcılara karşı mağrur, kendilerinden olanlara karşı da alçakgönüllüdürler....’

    Milletimizin pek çok evladı günümüzde maalesef tamamen bu özelliğin tersini benimsemiş gibidir:

    ‘..... Düşmanlık eden inkârcılara karşı alçak gönüllü, kendilerinden olanlara karşı da mağrur....’

    Şüphesiz bu çarpıklıktan uzak, metin ve şahsiyetli millet evlatları elbette az değildir. Fakat öyle görünüyor ki şimdiki çağımız, ‘ağyâr ile muhabbet’ edip, ‘yâr ile nefret’ yaşayan kardeşlerimizin saltanat demidir.

-www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan