Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Yine Devlet Bilinci

Yine Devlet Bilinci PDF Yazdır E-posta
    Bir toplumu kendi tarihini öğrenmekten ve anlamaktan uzaklaştırmanın iki kestirme yolu var: 1) Geçmişi aşağılamaya yönelik uydurma veya gerçek hikâyeler yaymak, neredeyse bütün bir tarihin bu tür malzemelerden oluştuğu duygusunu yerleştirmek... 2) Geçmişin sadece parlak yönlerini öne çıkarmak, eksileri görmezden gelmek, böylece neredeyse bütün bir tarihi semavi bir efsane olarak gösterip örnek alınır olmaktan çıkarmak... Birbirine kökten zıt gibi görünen bu iki kestirme yol aynı yere çıkar: Ölçüsüz yerinme veya ölçüsüz övünme çukuru...

    Türkiye bir ‘üçüncü yol’ yoksunluğunun kurbanı olduğu için tarihini bilmeyen ve bildiğini zannettiği halde anlamayanların ülkesidir.

    Bu iki batıl tarih ezberciliğinden geçirilerek yetiştirilen kadroların anlatım, yönetim ve öğretim işinde etkin çokluğa ulaştığı toplumumuzda devlet bilincini yeniden ayağa kaldırmak, en acil milli görev ama insanın gözünü korkutacak kadar da zor iş... Yönetim kadrosu malum, siyasi ve bürokratik unsurların toplamı... Öğretim kadrosu da, bütün eğitim kurumlarının hocaları... Anlatım ise, bu topluma yeni -ve genellikle ithal- hikâyeleri hazırlayan yazan, çizen, yorumlayan takımı... Bu üçü de kahir ekseriyeti ile iki zıt tarih ezberciliğinin zebunu... Ya göklere çıkartıcılar, ya yerin dibine batırıcılar... ‘Üçüncü yol’ görmüş, tarihini artıları ve eksileri ile topluca değerlendirip anlayabilmiş kişiler ise genel gürültü içinde sesleri boğulmuş veya boğdurulmuş istisnalar... (Son Semavi Kitap’ta anlatıldığı üzere; Mekkeli müşriklerin ‘Kur’an okunan yerde gürültü çıkarın ki onları bastırasınız’ şeklindeki tavsiyesini hatırlatırcasına sesleri boğdurulmuşlar...) Dün ‘Öcalanlı atışma hafifliği’ dediğim tartışmadaki fecaat da bu istisnaları üzüyor ama çoğunluğun dikkatini bile çekmiyor. Kaldı ki bu sayın siyasetçilerin kendileri de söz konusu eleştiriyi görseler ‘O kim oluyor da bize devlet görgüsünden söz ediyor’ diyecek kadar kendi kusursuzluklarından emin, başkalarının katkısından münezzeh davranırlar. Vicdanları kendilerine ‘Haklı aslında, devlet adamı bir suçluyu diline dolayıp rakibiyle dalaşmaz’ diye derinden derine üflese dahi tavırları pek değişmez, en çok mazeret bulurlar:

    ‘Ben ne yaptım ki, rakibim beni mecbur etti.’

    Bu kadar basit değil...

    Türkiye’de ister tarihini kusursuzlaştırarak öğrendiğini sananlardan olsun, isterse lanet okuyacak kadar aşağılayarak kavradığını düşünenlerden olsun, şu veya bu kurumda üst düzey yetkili konumuna gelmiş bürokrat veya siyasetçi zevatın neredeyse tamamında, temel devlet ilke ve değerleri oturmuş, yerleşmiş ve hazmedilmiş değildir. Delil olarak resmi yetkililerin ‘bölücü örgüt’ ve ‘bölücü tehdit’ gibi deyimleri kullanabiliyor olması kâfi... Hiç şüphe yok ki, bir Türkiye Cumhuriyeti yetkilisinin bu ifadeleri telaffuz etmesi, PKK’ya ve kullanıcılarına bilinçsizce hizmette bulunmaktır. Ne demek, bölücü örgüt, bölücü tehdit!

    Kim oluyorlar ki ben onları ‘Türkiye’yi bölmek’ gibi kötü ama büyük bir hedefin adamları sayacağım. Beni kim bölebilir ki? Kimin ne haddine ki? Örgütmüş ve bölecekmiş! Hadi canım sen de!

    Duygusu bu olmayan bir Türkiye vatandaşının devlet görevinde işi ne! Bir de İngiltere’nin çiçeği burnunda başbakanına bakalım:

    Ülkesindeki son terör girişimleri üzerine Gordon Brown, ipuçları Kaide’yi gösterdiği halde ne ‘İslamcı’, ne ‘Kökten İslamcı’ ve ne de ‘Müslüman’ sıfatlarını kullandı... Sadece ve sadece ‘adi suçlu’ dedi...

    Ders budur efendim...

    Terörist kendisini hangi amaçlarla tanımlarsa tanımlasın, resmi ağız onu sadece ve sadece ‘adi suçlu’ olarak görmek durumundadır.

-www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan