|
Sayın Bahçeli’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi için Meclis’e gireceklerini söylediği an, her taraf birden ‘gül’ açmalı, piyasalar parlak ufuklara doğru kanatlanmalı değil miydi?
Öyle ya, Bahçeli bir kılıç darbesiyle 367 düğümünü çözeceğini ilan etmiş, Sayın Gül’ün Çankaya yolunu kesen manevrayı çöpe atıvermiş değil mi? Bu durumda Meclis’in kolayca Cumhurbaşkanı’nı seçeceğini ve ülkenin yeni bir istikrar dönemine yelken açacağını düşünmek yerine evhamlanmak için ne sebep var? Birdenbire piyasa oyuncularını kuşatan karamsarlık veya en azından temkin sadece dış piyasalardan mı kaynaklanıyor? Bütün bu soruların cevabı aslında büyük ölçüde Gül’e karşı uygulanan ilk engelleme harekâtının sırrında düğümlü. Bunu kim çözebilir? Tarih yazılana kadar kolay kolay hakikati öğrenemeyiz. Yapabileceğimiz sadece bazı sağlıklı duyum ve verileri kullanıp hakikate yakın bir senaryo çıkarmaya çalışmak. Bir kere, kim yalanlarsa yalanlasın, o gün Gül’ün adaylığının, Sayın Erdoğan’ın koruduğu kaleye Sayın Bülent Arınç tarafından tam bir son dakika golü olarak atıldığını düşünenler ikna edilemez. Arınç ‘Tayip bey ve Abdullah bey değilse, bir başkası uymaz, üçüncü adam olarak ben adayım’ diye sırf nefsanî hevesinden mi kendi kalesine bu golü atmıştır, yoksa hatırını kıramayacağı biri veya bir yer mi telkin buyurmuştur? O konu en azından benim için esrarını korumaktadır. Böylece ilk kilit sorulardan birinin cevabını ikiye indirdiğimizi ama orada kaldığımızı düşünebiliriz. Bir başka muamma da, Gül’ün adaylığına gerçekten eşinin başörtüsü yüzünden mi karşı çıkıldığı, yoksa başka gizli sebeplerin mi olduğu hususudur? Acaba; çoğunluğun ‘komplo teorisyeni’ dediği, benimse bazen ‘komplo çözücü ve açıklayıcı’ gördüğüm bir kısım yorumcuların öne sürdüğü gibi bu ‘Gül’ kavgası, -İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye üzerinde rekabet yaşayan- ABD ile İngiltere’nin çekişmesi miydi? Açıkçası; İngiltere’nin çok beğendiği Sayın Gül’ü ABD’nin pek hoş karşılamaması 27 Nisan bildirisi dâhil o şamatanın ana sebeplerinden biri miydi? Adalet ve Kalkınma Partisi’nde eşi başörtülü olanların en ılımlısı, en kibarı, en esneği, en hoşgörülüsü sayılanı Gül değil miydi? Böyle bir aday, bu partiden gösterilebilecek eşi başörtülü, İslâmcı geçmişi daha keskin herhangi birinden daha ‘ehven’ bulunması en doğal beklenti iken neden kıyamet koparıldı? Bu soruların açık cevabını bulamayınca bir kanaat edinmek ihtiyacını duyduğum anlarda diyorum ki: Sayın Gül eşi başörtülü olduğu için değil, -katılabileceğim- başka derin ve karanlık gerekçelerle Köşk yolundan çevrilmiştir. Kesin şekilde öğrenemediğim -ama Erdoğan’ın mutlaka bildiğini düşündüğüm- bu gerekçeler halen de geçerli olduğu için Gül’ün adaylığının sıkıntı yaratacağını en iyi paranın putları gördüklerinden piyasalar keyifli değildir. Şimdi asıl soru ketum Bahçeli’nin ‘tutarlılık’ olarak açıkladığı kolaylaştırıcı tutumundaki sırda? Gerçekten Bahçeli, daha 1999 seçimlerinden sonra verdiği görüntüdeki gibi sırf ‘uyumlu’ bir siyasetçi olduğu için mi bu adımı atıyor, yoksa bazılarının söylediği gibi Erdoğan’dan intikam almak için mi? Bu ne demek? Bahçeli, Gül’ün tekrar adaylığının sıkıntı yaratacağını bilen ve feragat etmesini lisan-ı hâl ile dileyip bekleyen Erdoğan’ı zor durumda bırakmak için mi böyle davranıyor? Mümkün... Fakat Bahçeli belki de Amerika’dan da intikam almak istiyor... Öyle ya, yukarıda değindiğim bazı ‘derin’ yorumculara göre İngiltere’nin takdir ettiği Gül’e ABD pek hoş bakmıyordu... Bahçeli bir ‘Gül’ ile iki hedefe; hem ABD’ye, hem Erdoğan’a gülle mi atıyor? -www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.- |