Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Çağdaş Şirk Türleri

Çağdaş Şirk Türleri PDF Yazdır E-posta
    Çağın muhafazakârı, sürekli ilke ve değer tavizleri vermeyi, herhalde ‘Gelecekte hepsini geri alacağım’ umuduyla sineye çeker. Çöküş demlerindeki Osmanlı’nın Mehter’den üfürdüğü umut gibi:
    ‘Alalım düşmandan eski yerleri!’

    Şüphesiz verilen taviz telafi edilebilir, hatta hiç verilmemiş gibi yoklardan bir yok haline getirilebilir. Yeter ki ‘Bunlar o günlerdir ki, biz onları insanlar arasında dolandırırız’ diye buyuran Yüce Yaratan dilesin; ‘ol’ der, oluverir muhakkak. Yalnız bunun için ilahi lütuf kapılarını çalacak bir liyakat derecesine sahip bulunmak gerekir herhalde...

    Osmanlı’nın son nesilleri bu liyakatten düşmüş ki, ‘imdat’ çağrıları, ancak netameli bir Anadolu haritasını ‘halâs’ eylemeye yetmiş. Netameli, zira o halâs demlerinde Osmanlı ruhuna sadık bazı Kürt mebuslara ‘Kerkük ve Musul olmazsa, bu vatan selamet bulamaz’ dedirten kaybı resmediyordu. Herhalde haritanın böyle tecelli etmesinde de bir hayır vardır ama o günkü Kürt büyüklerimizin keşifleri çıktı maalesef; vatan bir türlü selamet bulamıyor.

    Öyle veya böyle; Osmanlı’nın çöküş demlerindeki umudunu ‘Alalım düşmandan eski yerleri’ diye türküleştirmiş ama ülküleştirememiş olmakla beraber an azından Anadolu’yu koruduk. Kerkük ve Musul’suz da olsa yine misilsiz bir vatandır bu...

    ‘Verdiğim tavizleri geri alırım’ diye avunan muhafazakâr acaba nereyi kurtaracak? Yoksa çevresiyle ve çağıyla uzlaşmak için çekilişi, kalbindeki inanışa sığınmaya kadar gerileyebilir mi?

    Aslında muhafazakâr kişi çağının gerçekleriyle cebelleşirken gizli şirkin kucağına oturmak riskiyle karşı karşıya...

    En nefsanîsinden ‘Topluma kendimi çok beğendirebilmeliyim’ duygusu ile en masumundan ‘Hiç değilse yadırganarak dikkati çekmemeliyim’ kaygısı arasında her muhafazakâr, toplumu, çağdaşlığı, parayı, vs. zımnen ilah mertebesine çıkartmış olmuyor mu?

    Çok candan yakınım olan ince zevk sahibi genç bir hanım bana ‘Filan marka başörtüler kadar güzelini Müslümanlar yapamıyor’ diye yakınırken kendisine özgü içi çelişkiden biri ile öbürünü tasfiye etmeye çalıştığının farkında değil...

    Müslüman üreticinin estetik seviye itibariyle düşük olması bir dert... Belki de ana dert! İnsanlık tarihinin en üstün, en ince ve en muhteşem uygarlıklarından birini -bize göre tabii ki birincisini- yaratan Müslüman insanın şimdiki estetik sefaleti müthiş bir çelişkidir. Fakat bu çelişkiyi mazeret edinip ‘Bizimkiler güzelini yapamıyor’ diyerek ‘Müslüman olmayan birinin ürettiği’ başörtüsünü takmanın derdini çekmek nedir? Ya biri ‘İyi ama niye başını örtmek için kullanacağın kumaşın çok güzel olmasını istiyorsun’ diye sorarsa?

    Hoş buna da şükretmek gerekebilir!

    Vaktiyle spor gazetecisi olarak mesleğe başladığımda muhafazakâr patronlarımız tartışıyorlardı:
    ‘Gazeteye, futbolcunun diz kapağından yukarısını gösteren maç fotoğrafı basalım mı, basmayalım mı?’

    Aynı zihniyet daha sonra mayolu hatun fotoğrafı içeren reklâmları bile yayınlayabildi. Peki, bu tavizi verirken ‘Alalım düşmandan eski yerleri’ türküsünü içlerinden mırıldanabildiler mi?

    Bu iş türküyle kurtarılamaz artık, fetva gerektirir:
    ‘Bu çağın silahı paradır. Düşmanla baş edebilmek için önce parayı kapmak lazım. Ezzarurat, tubiu’l mahzurat... Yağmur yağarken testiyi dolduralım ve palazlanalım ki ileride böyle mayolu fotoğrafları basmaya muhtaç olmayalım.’

    Buralardan yola çıkıldı; şimdi, rüşvette rayiçleri insaf çizgisine çekip ‘Kendim için çalıyorsam namerdim, sadece kutsal hedefe hizmet için biriktiriyorum’ diye vicdan uyutma aşamasına gelindi.

    Bir sonraki aşamada hem Müslüman geçinip hem de Karun gibi inkârcı mantık geliştirmek var:
    ‘Allah’ın bu işte bir dahli yok; servetimi şahsi dehamla, bana özgü ticaret ilmiyle kazandım.’

RENKLİ Dergisinden alınmıştır.

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan