|
Evliya Olmak Mecburiyettir |
|
|
|
Sevenleri tarafından hazırlandığı belirtilen ‘necmettinerbakan.org’ isimli internet sitesinde Hoca için ‘muceddid’ ifadesi kullanılması günlük yazılarımı yazdığım Gazeteport’ta haberleştirilmiş. Ancak terimi açıklamak için verilen ve mutlaka muteber bir kaynaktan aktarılan kısa bilgi, herkes tarafından yeterli ve mükemmel bir tanım sayılmayabilir: ‘İslam’ı cahilliyyenin bütün unsurlarından temizleyen sonra da onu hayata iade eden kişi...’
Neden yeterli ve mükemmel sayılmayabilir?
Bu tanımda terimin kelime anlamı ile bağlantısını gösteren bir boyut yok da ondan. Oysa -haberi yapanların imlası ile- ‘muceddid’ kelimesi, terim olarak kullanıldığı zaman da sözlükteki ‘yenileyici’ anlamını içerir.
Şimdi eskimiş ve hatta tedavülden kalkmış gibi olsa da bu kelime ‘müceddit’ yazılışıyla dilimizde epeyce bir zaman hayli dolanıp durmuş.
Ayrıca ülkemizin bazı yörelerinde, sözgelimi Doğu Karadeniz’de Cuma namazlarından önce, medrese tarzı eğitimden gelme hoca efendilerin yaptığı vaazlarda cemaate tekrarlatılan Arapça bir duada da aynı kök kullanılır:
‘.....imanımı ve nikâhımı yeniliyorum.....’
Demek ki ‘müceddit’ kelimesi ‘yenileyici’ anlamı ile bize pek yabancı değil.
Bir de meselâ Nakşi meşrep çevrelerde bazı Hadis rivayetlerine istinaden ‘mücedditlik’ bir kurum olarak da benimsenir. Bu kabul, Peygamber’imizin ‘ümmetimden her asırda bir müceddit gelir’ anlamında hadisi bulunduğu rivayetine dayandırılmaktadır. Yine bu meyanda meselâ İmam Rabbani için aynı çevrelerde ‘Müceddid-i elf-i sâni’ deyimi kullanılır ki, ‘ikinci bin yılın yenileyicisi’ anlamına gelmektedir. (Tabii güncel miladi ‘milenyum’ fetişçiliği ile ilgili değil bu, Hicri ‘ikinci bin yıl’ kastedilmektedir.)
Kısacası ‘selefiyeci’ taife tarafından pek kabul edilebilir bir kurum olmasa da ‘mücedditlik’, gelenekçi İslâmi eğilimlerde önemsenen bir unvandır. Ortalama dini eğitim düzeyindeki Müslümanlar için bir şahsa ‘müceddit’ denmesi, ona yönelik büyük bir saygı ve ciddi bir yüceltme ifadesidir.
Sayın Erbakan’a böyle bir iltifatta bulunulmasını kıskanmak ne haddime!
Allah versin.
Sevenleri Hoca hakkında ‘müceddit’ kelimesini hangi anlamda kullanmış olurlarsa olsunlar, isabet mi ettikleri, yoksa mübalağada mı bulundukları kendilerini bağlar.
Bu noktada asıl ilgilendiğim boyut, her vadiden önderlerimizi övme yarışıyla aslında kendi kendimizi yüceltme alışkanlığımızın marazi yanıdır.
Ben bir Müslüman olarak filanca zatı meselâ siyasi önder seçmişsem o mutlaka çağın en büyük devlet adamıdır. Niye? Çünkü bendeniz o kadar değerli ve önemliyim ki daha aşağısı beni tatmin edemez. Benim beğendiğim siyasetçi asla herhangi biri olamaz...
Ben bir Müslüman olarak filanca zatı meselâ ‘mürşit’ kabul etmişsem, o mutlaka Mehdi’dir, eğer Mehdi değilse bile ‘Gavs’tır. Niye? Çünkü bendeniz o kadar değerli ve önemliyim ki, daha aşağısı beni tatmin edemez. Benim rehberim herhangi bir ‘mürşit’ olamaz.
Herhalde, böyle hastalıklar sadece zamanımıza has değildir ki koca İmam Gazali ‘övme’ işinin de bir şehvet türü olduğundan söz etmiştir.
Değer verdiğimiz, sevdiğimiz ve saydığımız insanları gönlümüzün değil de şehvetimizin yücelttiğini nasıl anlar ve sakınırız?
Sanırım ‘evliya’ olabilirsek...
Bunun için olsa gerek; merhum üstat Kısakürek’ten duyduğum Fransız düşünür Alain’e ait ‘Evliya olmak bir mecburiyettir’ sözünü, batılı bir aydından sadır olmuş ve olabilecek en büyük ‘hikmet’ saymışımdır. -RENKLİ Dergisinden alınmıştır.- |