|
Cumhuriyet ve Bölünme Mitingleri |
|
|
|
İzmir’den ‘Cumhuriyet Mitingleri’ başlıklı bir yazı gönderen üniversite öğrencisi okurum zaten tanık olduğum kaygısını paylaştı: -Bu mitingleri düzenleyenler ve bu mitinge katılanlar bir şeyi görmüyorlar veya görmek istemiyorlar. Toplumumuz bölünüyor. Sen O’cusun sen Bu’cusun demeye başladı insanımız. O mitingi düzenleyen insanlar bu ülkede demokrasiyi, fikir özgürlüğünü ve insanların huzur içinde yaşamasını engelliyorlar. Herhalde ‘Cumhuriyet Mitingleri’ne katılanların pek çoğu, Burak Yılmaz adlı bu genç okura ‘halt etmişsin sen onu’ diyeceklerdir. Kusura bakmasınlar ama kendileri halt ediyorlar! Hiç kimse Cumhuriyet adını kullanarak bayrağımız altındaki beraberliğimizi zorlamak ve tartışılır hale getirmek hakkını kendinde bulamaz!
Azıcık insaf veya milli bilinç kaygısı taşıyan TC vatandaşı, bu ülkede her şeye rağmen ‘ayrılıkçı’ dediğimiz insanların bile altında birleştikleri -veya gereğini yapabilirsek yeniden birleşebilecekleri- 75 milyona ait bir simge olan bayrağımızı ‘onlardan çok benimdir’ diyerek dalgalandırmaya kalkışmaz! -Efendim böyle bir niyet yok! Kimi kandırıyoruz?! Bu mitinglerde arz-ı endam edenlerin pek çoğu, ‘Bu bayrağın altında AKP’lilere yer yok’ diyecek duygudadırlar! Ne oldu şimdi? AKP’liler de Erzurum’da gövde gösterisi yaparken aynen karşı tarafın duygusunu yansıttılar: -Bu bayrak asıl bizimdir, siz kim oluyorsunuz?! Okurumun yürekten yakındığı ‘toplumu bölme işlemi’ bundan başka nasıl olur ki?! Bir an tarafsız bakmaya çalışalım lütfen: Kutuplardan biri, ülkenin bütünlüğüne yönelik kaygıyı en büyük öncelik edinmiş bulunsa, karşı tarafın da bu bütünlüğe zarar verdiğine samimiyetle inansa, yapması gereken, cephe oluşturarak savaş açmak mıdır? Böyle bir cepheleşmeyi benimseyenler, ülke için nasıl bir iç barış öngörebilirler? Biri ötekini yok edince mi mesele çözülecektir? Hayır; eğer kişi birincil önceliği ülkenin bütünlüğüne veriyorsa, ilk önce karşı tarafın yanlışlarında kendi payını sorgulamak ihtiyacı duyar. Ülkenin birliğine inanan her kişi önce ‘Ben ne yaptım veya neyi yapmadım da karşı taraf bu kadar kötü oldu’ diye muhasebeye başlar. Ülkesi için iç barış isteyen kişi böyle bir kutuplaşma karşısında kendi kendisine ‘Onu nasıl yok edeceğim’ veya ‘Onu nasıl yeneceğim’ sorusunu sormaz, gönlünü ve aklını ‘Onunla uzlaşmanın yolunu nasıl bulacağım’ sorusuna odaklar. Bu yaklaşımdan uzak durdukları sürece iki kutuptan da uzak duracağım! Mecbur muyum laikçi veya dinci diye yaftalanmaya?! Laikliğe inanıyorum ama laiklik tüccarı değilim. Dinime inanıyorum ama din tüccarı da değilim. Ne yapacağım, kendime başka vatan mı arayacağım? Birbirlerine karşı hasımlıktan beslenen, dolayısıyla her ikisi de ülkenin geleceğini emerek geçinen bu parazit kutuplar yüzünden Türkiye’den umudu mu keseceğim? Lamı cimi yok; bölüyorsunuz arkadaşlar, Türkiye’yi asıl böyle bölüyorsunuz! Birbirinize vura vura herkesi iki kutuptan birinde konuşlanmaya mecbur ederek Türkiye’ye en azılı düşmanın yapamayacağı kötülüğü dayatıyorsunuz! Bu iki tarafın duygusunu teşhis edelim: Fenerbahçe ve Galatasaray sapıklarının birbirlerine karşı olan nefretlerinden zerre kadar farkı yok duygularının! O duygu nedir? Sapık Fenerbahçeli ise Arda’nın, Galatasaraylı ise Tuncay’ın ayağının kırılmasından memnun olur. Böylece ikisi de birbirlerinden çok Milli Takım’ın fenalığına sevinmiş olurlar. Aynen bunun gibi, bir tarafta Baykal altı okla şişlense sevinenler çoktur öbür taraf da Erdoğan minareden düşse bayram edenler! Bu fitnenin tamamen ‘yerli’ olduğuna inanmıyorum! -www.gazeteport.com adresinden alınmıştır- |