Suriye Başmüftüsü Şeyh Ahmet Bedreddin Hassun’dan günümüzdeki pek çok Müslüman’ın ve Hıristiyan’ın ezberini bozacak bir açıklama muhtemelen çok daha basit gündem konularının arasında eriyip gidecek.
Çarpıcı cümle şu: ‘Her tanrıtanımaz bana Usame Bin Ladin’den daha yakın.’ Başmüftü Hassun’un Alman Frankfurter Rundschau gazetesine verdiği mülakattan ‘8sutun.com’ haber sitesinin yaptığı alıntı ile farkına vardığım bu açıklamaya aynen katılıyorum. Hassun diyor ki: -İslâmiyet adına insan öldürmek dini inkâr etmektir. Her insan, yaptıklarından kendi sorumludur, mensubu olduğu dini cemaat değil. Bu cinayetleri şiddetle kınıyorum. Kur'an-ı Kerim, öldürmeyi, yıkmayı, toplu katliamları öngörmez. Bali'den Bağdat'a ve New York'a kadar işlenen cinayetlerin dinle bir ilgisi yok......... Camilerde ve kiliselerde insanlar arasında sevgi çağrısı yapılmalı. Almanya'da olsun, bir İslâm ülkesinde olsun, nefret çağrısı yapan imamlar durdurulmalı. Her tanrıtanımaz bana Usame Bin Ladin’den daha yakın... ABD tarafından ‘haydut devlet’ sayılan Suriye’nin en yetkili resmi dini önderinin bu sözleri neden ezber bozacak nitelikte? Bir kere İslâmi itikadı ve İslâm hukuku açısından ‘Ben Müslüman’ım’ diyen kişi, cinayet gibi ağır bir suç işlemiş dahi olsa dinin mensubu sayılır ama tanrıtanımaz kişi hiçbir şekilde Müslüman muamelesi göremez. Başmüftü Hassun bu sözü ile geleneksel İslâmi anlayışa ters düşmeyi göze almış, hatta bir bakıma ‘ağır bir içtihat’ girişiminde bulunmuş sayılır. Böylece pek çok keskin İslâmcı tarafından ‘Müslümanlıktan çıkmış olmak’ gibi bir ithama maruz kalabileceğini de bilmektedir. Bu, her durumda kendisi için, sadece dünyevi anlamda değil, uhrevi anlamda da bir risk teşkil edebilir. Öyleyse Hassun’un bu cesaretini nasıl yorumlamak durumundayız? Daha açık bir ifade ile bu, bir İslâm din bilgini için çok özel, çok istisnai ve tabii tamamen ‘yeni’ bir tavır mıdır? Hayır, kanaatimce bu Müslüman din bilgininin yerleşik İslâmi kabullerle ters düşmüş görünmeyi göze alıp şahsi hissiyatını, daha açıkçası insani duruşunu cesaretle ilan etmesidir. Böyle olunca Hassun ‘Geleneksel İslâmi anlayış ne hüküm verirse versin, benim duygularım, cinayet işlemeyen bir tanrıtanımazı, ölüm makinesine dönüşmüş bir Müslüman’a tercih etmemi telkin ediyor’ demiş bulunmaktadır. Bir din adamının böyle bir beyanda bulunabilmesi için, inandığı Allah’a yönelişinin korku değil sevgi temeline dayanması gerekir. O bu beyanıyla esasen Müslüman’lara şöyle bir çağrı yapmış oluyor: ‘Kâğıt üzerindeki öğreti ve bizim bu öğretiden yaptığımız çıkarımlar Usame Bin Ladin ve benzerlerini her şeye rağmen Müslüman saymamızı gerektirse de, benim inandığım Allah böyle bir kişiyi, kendisine inanmayan barışçıl bir tanrıtanımaza tercih etmez!’ Bu ne demektir? Bu demektir ki İslâm’ın bildirdiği özellikleri ile yüce Allah, kâğıt üzerindeki öğretilerimiz ne söylerse söylesin, rasgele insan öldüren ve öldürten kişinin Müslüman olmasını kabul etmez, onun Müslümanlık iddiasına değer vermez. O zaman bu açıklama gerçekten ezber bozar! Ancak şöyle bir itiraz gelebilir: -Hassun’un söylediklerinden senin çıkardığın sonuçlar aşırıdır ve yanlıştır! Bunu anlayışla, hatta saygıyla karşılarım ama fikrimde ısrarlıyım: Hassun büyük konuşmuştur ve konuştukları da benim tefsir ettiğim sonuçları içermektedir. En doğrusunu Allah bilir. -www.gazeteport.com adresinden alınmıştır- |