Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Dink cinayeti ve Doğu Karadeniz

Dink cinayeti ve Doğu Karadeniz PDF Yazdır E-posta
“Katil, Oğuz Kağan’ın soyundan bugüne kadar katışıksız gelen bir damara mensup bile olsa Türkiye’ye ve Türklere korkunç bir kötülük yapmıştır!”

Suikastın üzerinden birkaç saat geçmemişken bunu söyleyen biri olarak el-posta kutuma düşen bir iletinin geldiği siteye girince katilin Ermeni asıllı olduğuna dair iddia ile karşılaştım.
İlk duygum, bu iddianın da Türkiye ve Türkler için yararlı değil zararlı olacağı yönündeydi. Gerçi -hangi gerekçe ve veriye dayanarak olursa olsun- böyle bir iddiayı ortaya atanlarla yayınlayanların ‘Oh, iyi ki katil Türk değilmiş’ şeklinde bir rahatlama hissetmeleri muhtemeldi.
Ne var ki biraz geniş ve derin bakmaya çalışanlar katilin, köken itibariyle Ermeni olup kimliğini gizleyen biri olması durumunda başka bir fitnenin daha filizlenebileceğini görürlerdi. Zira bu takdirde katilin doğum yeri olan Trabzon ve çevresinde gerçek kimliklerini gizleyen Ermeniler bulunduğu yolundaki kanaat, bir takım fesatçılara elverişli bir zemin hazırlayacaktı. Ondan sonra da bölgede bir tür ırkçı tecessüs geliştirmek ve insanları birbirlerinin kimliği hakkında arayışlara sürüklemek büsbütün kolaylaşacaktı. Kaldı ki bu netameli fitne halen geçerlidir ve az çok işlemektedir de...


Neyse ki daha sonra yayın organlarında da yer aldığı üzere katil zanlısı Ogün Samast’ın Çepni’lerden olduğu ve Oğuzlara kadar uzandığı yolunda bilgiler yer aldı ve gizli Ermenilik iddiası gündemden düştü. Böylece bir Türk’ün Türkiye’ye ve Türklere korkunç düşmanlıklar yapmada kolayca alet olarak kullanılabileceğine ilişkin yeni ve kahredici bir örnekle daha karşılaşmış olduk.
Bu noktadan sonra da katilin Trabzonlu oluşu medyanın ve yorumcuların odaklandığı temel boyut haline geldi. Aynı şehrimizde daha önce bir papazın öldürülmesi olayı, bazı nifakçıların eylemlerine karşı linç girişimlerinde bulunulması tekrar gündeme getirilerek âdeta yargısız infaz yapıldı:


“İşsizlik ve benzeri sosyal sebeplerin yanında ayrıca ülke genelinde yükselen milliyetçilik dalgası Trabzon’u cani üreten karanlık bir şehir haline getirdi.”


İşin ilginç tarafı şu ki, bizim medyamızın bu yaklaşımı, daha eylemin ilk saatlerinde batı medyasının benimsediği ortalama yaklaşımla örtüşmekteydi. Yabancı gazete ve televizyonlar da özellikle milliyetçi dalgayı sorumlu tutarak cinayetin ırkçı duygularla işlendiğine ilişkin yorumlar dayattılar ve yaydılar. Bu süreçte en vahim çarpıklık ise, başta İstanbul Emniyet Müdürünün, İstanbul valisinin ve hatta bizzat İçişleri Bakanının akıl almaz bir acelecilikle eylemi basit bir milliyetçi duygu patlaması ile açıklamalarıydı. Oysa bu zatlar cinayeti bütün ihtimalleri hesaba katarak araştırmakla görevli olan en yetkili kişilerdi. Bu konumlarına rağmen sanki üzerlerine vazife imiş gibi neredeyse batı basınını ve onların dümen suyunda yayın yapan bizdekileri onaylamak istercesine şöyle demeye getirdiler:


“Evet, Ermeni diyasporasının arzuladığı gibi yayın yapan batı medyası ile benzer çizgiyi takip eden bizim medyamız doğru söylüyor, bu iş milliyetçi dalganın yükselmesinden kaynaklanan ırkçı bir saldırıdır.”


Hayır öyle değil! İstanbul valisi ve Emniyet Müdürü’nün belki idrakleri yetmez ama İçişleri Bakanı çok iyi bilmektedir ki bu olay yabancı servis işidir. Eylemi gerçekleştirecek maşanın Trabzon’dan seçilmesi ise, işin yerli bir operasyon olarak görülmesini kolaylaştırmak içindir. Zira oradan bir tetikçi belirleyen güçler çok iyi bilmektedirler ki Türkiye’nin ortalama medya adamı sanığın yakalanmasından sonra hemen, daha önceki papaz cinayetini ve bir takım ‘milliyetçi tepki’ örneklerini hatırlayacak ve ‘Trabzon’da karanlık yapılanma’ senaryolarına sarılacaktır. Bu da olayda yabancı parmağını aramaya kalkışacak olanları komplocu diye suçlamayı doğallaştıracak, hele aklına cinayetin hakiki azmettiricilerine ulaşmayı koyacak bir takım güvenlik ve istihbarat kadrolarını caydıracaktır. Esasen bu şartlar yüzündendir ki eylemi öngören ve senaryosunu yazıp uygulattıran güç, sonraki süreci önceden bütün ayrıntıları ile planlamıştır. Katilin başındaki beyaz bereden yaşının 17 olmasına kadar her şey, şimdi medyamızın ve batı medyasının koro halinde yaygarasını yaptığı ‘milliyetçi dalga’ üzerine odaklanılmasını sağlamak için baştan belirlenmiş özelliklerdir. Böylece Türklerin milliyetçi duyguları kabardığında kolayca adam öldürdükleri bir kere daha kanıtlanmış olacaktır. Bu imaj kirletme çabası kendi içimizde bile böylesine etkili olduktan sonra, yarın patlatılacak bir ‘Kürt-Kürt olmayan’ çatışmasıyla Türkiye’yi  ‘haydut devlet’ ilan etmek ve müdahalede bulunmayı istemek kimseyi şaşırtmayacaktır.
Şüphe yok ki operasyonun Trabzonlu bir tetikçi ile gerçekleştirilmesine dayanarak bu şehrimize ortalama medya adamının yaptığı gibi önyargı ile ‘karanlık yapılanmalar şehri’ olarak yaklaşacak değiliz. Ancak artık çok açık biçimde görmeliyiz ki, Trabzon başta olmak üzere bütün Doğu Karadeniz daha 1980’den itibaren çok önemli bir bölgesel ve küresel manevra alanı durumundadır. Böyle olduğu için de 12 Eylül darbecilerinin gaflet ve dalaletleri ile başlayan Doğu Karadeniz’i yoksullaştırma çabası, yöreden iki defa başbakan çıkmasına rağmen kesintisiz devam etmektedir. Elbette böyle bir tasarıya engel olamayan sorumluların, hatta şu veya bu şekilde destek veren ve katkı yapan yetkililerin tamamı gaflet, dalalet veya ihanet erbabı değildir. Muhakkak ki devletin bir yerlerinde bir takım beyinler, Doğu Karadeniz gibi, ülke birliği için daimi bir çimento ambarı niteliği taşıyan bir yöremize yönelik oyunların farkındadırlar ve bir şeyler yapmak istemişlerdir, istemektedirler. Fakat ne yazık ki şimdiye kadar süreci -bırakın tersine çevirmeyi- durdurmak bile mümkün olmamıştır. Doğu Karadeniz hâlâ göç vermeye, dolayısıyla boşalmaya devam etmektedir. Bu da demektir ki, bir vakitler Osmanlı’nın yörede uyguladığı iskân siyasetlerinin tersini, Türkiye üzerinde hesap tutan çevre ve güçler türlü sinsi yollarla sürdürmektedirler.


Ülkemize ve milletimize korkunç bir darbe indiren bu cinayet, Doğu Karadeniz üstüne oynanan oyunları bozacak bir milli iradeyi artık oluşturmalı ve harekete geçirmelidir.

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan