Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Nasıl Bir Cumhurbaşkanı?

Nasıl Bir Cumhurbaşkanı? PDF Yazdır E-posta
Milletin Atatürk dışında derin bir saygı ve hasretle andığı herhangi bir Cumhurbaşkanı yoktur. O kadar yoktur ki, milletin büyük çoğunluğunun bağrına bastığı Demokrat Parti iktidarı boyunca Cumhurbaşkanlığı makamını dolduran Bayar bile hiçbir zaman çok sevilen bir siyasetçi olamamıştır.

 

Çankaya Köşkü’nde görev yapanları -Atatürk ve bir nebzecik Özal dışında- bu milletin ananevi cömertliği ile bağrına basmayışının hikmeti nedir? Şüphesiz ki birinci sebep, Çankaya’ya çıkanların şahsiyetidir.

Her büyük ve köklü millet, karşılaştığı yenilikleri benimsemekte pek ihtiyatlı davranır, bünyesine sindirip kendisine ait hale getirmekte ise bilinçli veya bilinçsiz bir hayli titizlik sergiler. Böyle durumlarda önerilen veya dayatılan yenilikler, eğer milletin geçmişinde ve geleneğinde var olan bir takım kavram, kurum ve durumlarla özdeşleşebiliyorsa veya hiç değilse benzeşebiliyorsa benimseme ve sindirme gerçekleşebilir.

Cumhuriyet dönemimize kadar daima kutlu olduğuna soylu hakanlarca yönetilmeye alışık Türk milleti, Atatürk hariç hiçbir Cumhurbaşkanı tarafından hakkıyla doldurulamadığı için Çankaya’yı yeterince önemseyip benimseyememiştir. Buna karşılık Başvezirlik, Sadrazamlık, Başnazırlık makamının devamı olarak Başbakanlık makamına milletin bakışı öyle olmamıştır.

En önce Menderes’i, sonra Demirel’i, daha sonra da Özal’ı, ünlü eski başvezirler geleneğine uygun birer ‘iktidar paylaşanı’ gibi gören milletimizin bu makama verdiği değer Cumhurbaşkanlığı’ndan farklı olabilmiştir. Zira millet, başbakanlığı, geçmişteki kutlu hakanlarının güvendiği ve mutlak iktidarlarını paylaştığı Tonyukuk, Nizamülmülk, Karatay, Sokullu, Köprülü gibi işinin iyisi olan büyük ‘başvezir’ örneklerinin oturduğu saygın makamın doğal devamı gibi görmektedir.

Bu bakış açısıyla değerlendirmeye çalıştığımız zaman görürüz ki, Atatürk’ü tarihindeki hakanlarla özdeşleştirebilen Türk milleti, ondan sonraki hiçbir Cumhurbaşkanı için bunu yapamamış, dolayısıyla makamı çok önemli ve anlamlı bulamamıştır. Böyle olduğu için de milletin Atatürk dışında derin bir saygı ve hasretle andığı herhangi bir Cumhurbaşkanı yoktur. O kadar yoktur ki, milletin büyük çoğunluğunun bağrına bastığı Demokrat Parti iktidarı boyunca Cumhurbaşkanlığı makamını dolduran Bayar bile hiçbir zaman çok sevilen bir siyasetçi olamamıştır. Bilindiği gibi, İnönü’nün şeflik saltanatı ve İkinci Dünya Savaşı şartlarının arkasından gelen Menderes dönemi milletin nazarında ayrı bir yere sahiptir. Bu iktidar, birçok yanlışlarına ve eksiklerine rağmen yoksul insanımıza derince bir soluk aldırıp genişçe bir açılım önerebildiği için millete neredeyse ‘Cumhuriyet’in altın çağı’ gibi görünmüştür. Böyle iken milletin gönlündeki Menderes’in yeri ile Bayar’ın yeri çok farklıdır.

Atatürk’ten sonra Çankaya ile halk arasına sıcak duygu hatları döşemede Özal’a biraz farklı bakabiliriz. Cenazesinde gördüğümüz büyük katılımdan da çıkarabileceğimiz anlamla milletin, merhum Özal’ı öteki Cumhurbaşkanlarımızdan biraz daha fazla önemseyip benimsediğine hükmedebiliriz.

Çankaya Köşkü’nde görev yapanları -Atatürk ve bir nebzecik Özal dışında- bu milletin ananevi cömertliği ile bağrına basmayışının hikmeti nedir?

Şüphesiz ki birinci sebep Çankaya’ya çıkanların şahsiyetidir.

Bilindiği gibi buraya üç tür zevat gelmektedir.

1) Gündelik siyasi manevraların ve parti şamatalarının içinde fazlasıyla yıpranmış, hırpalanmış, hatta bazı kesimlerce aşağılanmış, hırsız, arsız zannedilmiş, geniş kitlelerce benimsenme katsayısı düşmüş, şu veya bu partiye mal olmuş, şu veya bu kesimin ideoloji ve eğilimleriyle özdeşleşmiş, ‘önemli kişi’ konumuna gelebilmiş ama devlet ve millet adamlığı kıvamına ulaşamamış Cumhurbaşkanları...

2) Devlet hayatının ‘muhallebi çocuğu’ mesabesindeki zavallı ve şaşkın hükümetleri devirmeyi başarabilen askeri darbeler sonucunda ikbal makamlarının paylaşılması sırasında şu veya bu pazarlıklar yahut zoraki uzlaşmalarla hissesine Çankaya Köşkü düştüğü için oraya yükselebilen Gürsel ve Evren gibi Cumhurbaşkanları...

3) Olağan gibi görünen ancak siyasi fetret dalgalarının etkin biçimde estiği dönemlerde pişkin ve girişken isimlerin çekişmesinin arasından -belki de sadece silik oldukları için- sivriltilen ve sıyırtılan sıradan Cumhurbaşkanları...

Her durumda Atatürk sonrası Çankaya, ‘Cumhur’un başı olarak sahip bulunmayı gerektiren iki büyük özellikten yoksun zevat tarafından işgal edilmektedir.

Bu iki özellikten biri, eski hakanların doğuştan sahip olduklarına hükmedilen ‘sultani karizma’dır ki, herhangi bir ciddi devlet ve millet adamı, hanedan mensubu bulunmadığı halde herkesçe böyle bir kudrete sahip görülebilir, hissedilebilir...

Atatürk bu ‘sultani karizma’ için en mükemmel örnektir.

İkinci özellik ise davranış ve eylemleri ile -hiç değilse söylemleri ile- milletin bütün kesimleri üzerinde -hem seçkinlerin, hem sade vatandaşların gözünde- bilge bir insan olduğuna ilişkin yaygın ve güçlü bir izlenim uyandırmayı mümkün kılacak düşünce üretme yeteneği ve kültür derinliğine sahip bulunmaktır.

İlginçtir ki Cumhurbaşkanlarımız içinde bu ikinci özelliğe sahip bulunmak bakımından da en mükemmel örnek yine Atatürk’tür.

Daha da ilginç ve tabii acı olanı ise bu iki özellik bakımından Atatürk’ün birinciliği tartışmasız iken, Çankaya Köşkü, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, hatta onuncu dereceden bile henüz layığını bulabilmiş değildir. Bu da demektir ki Atatürk’ten bu yana Türkiye, Cumhur’un başı olabilecek kıvamda bir Cumhurbaşkanı görememiştir.

Şimdi artık, ‘Nasıl bir Cumhurbaşkanı’ sorusu, cevabını bulmuş sayılmaz mı?

-Haber Ajanda Dergisi'niden alınmıştır- 

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan