Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Nükleer santral enerji bağımlılığımıza çare mi katmer mi?

Nükleer santral enerji bağımlılığımıza çare mi katmer mi? PDF Yazdır E-posta
    Bütün gözler 22 Temmuz’da yapılacak seçimlere hangi şartlarda gideceğimize odaklanırken Meclis’ten sessiz-sedasız denebilecek kadar rahat bir şekilde geçen ‘Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi Hakkındaki Yasa Tasarısı’ bir kere daha milli bir enerji politikamızın olup olmadığı sorusunun peşine düşmemizi zorunlu kılıyor.   

    Bilindiği gibi Türkiye enerji bakımından fena halde dışa bağımlı durumdadır. Bu bağımlılığı, ülkemizi ‘enerji hatlarına güzergâh’ yaparak hafifletmeye çalışsak da bu, yeterli bir milli politika sayılamaz. Malumdur ki, önce, topraklarımızdan çıkmayan veya var olup da çıkartamadığımız petrolle başlayan, sonrasında Rus doğalgazıyla katlanan enerji mahkûmiyetimizin bedeli sadece iktisadi maliyetinden ibaret değildir. Özellikle doğalgazla elektrik üretimini teşvik eden iktidarlar döneminde Türkiye kendi kendisini ağır bir stratejik açmazın içine sokmuştur.
    Bu durum, dünyanın ve bölgenin her an patlayabilecek siyasi ve askeri çalkantı dönemlerinde, hatta karşılıklı ticaret ihtilaflarında elimizi kolumuzu bağlayabilecek kadar ağır bir risk boyutu oluşturmaktadır. Bu şartlarda Türkiye’nin enerji açısından dışa bağımlılık katsayısını düşürmeye yönelik bir milli politika ihtiyacı açısından ‘Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi’ ile ilgili kanunun çıkması önemli bir aşamadır. Ayrıca bunca barajdan sonra akarsularımızdan hâlâ bir miktar daha hidroelektrik elde etme imkânının bulunmasını ve rüzgâr enerjisi gibi henüz yeterince ağırlık vermediğimiz bir seçeneğin mevcudiyetini de bir kenara kaydedelim. Ancak büyümeye devam etmesi halinde ekonomimizin artacak elektrik açığını karşılamak için en hızlı ve makul seçeneğin nükleer enerji santralleri olduğu, ilgili resmi kurum ve birimlerin benimsediği çözümdür. Ne var ki, sözünü ettiğimiz bu yasanın çıkmış olması tek başına milli bir enerji politikası için yeterli hamle değildir. Üstelik bu enerji türüne karşı her zaman çeşitli engellerin çıkabileceğini de gözden ırak tutmamak gerekmektedir.
    Hatırlanacağı üzere Türkiye daha önce de nükleer enerji için irade beyan etmiş ama ihale gerçekleştirememişti. Esasen her zaman için nükleer karşıtı hakiki çevrecilerin veya fosil yakıt çetelerinin emrindeki sahte çevrecilerin hukuki yolları da zorlayarak pek çok engel çıkartabilecekleri malumdur. Hadi diyelim bu ve benzeri pek çok engellemeyi aşarak nükleer santral yapımını gerçekleştirme yönünde adımlar atıldı.
    O zaman Türkiye bu yeni enerji türü ile dışa bağımlılıktan kurtulabilecek midir? İşte bu soru, enerji konusunda milli politika sahibi olmanın veya olmamanın ne demeye geldiğini açıklayıcı anahtardır. Nükleer yakıt olarak neyi kullanacağız? Uranyum bizde var. Fakat onu dışarı yollayıp zenginleştirmelerini mi isteyeceğiz, hazır zenginleştirilmiş uranyum mu alacağız, yoksa uranyum zenginleştirme teknolojisini geliştirmeye çalışarak İran gibi atom bombası yapmaya çalışmakla mı suçlanacağız? Bu ihtimallere ‘hiçbiri’ diyebiliriz. Tercihimiz, bolca sahip bulunduğumuz toryumu zenginleştirme işlemi gerektirmeden kullanabilen nükleer teknoloji olursa mesele kökten çözülür. Peki, başka pek çok konuda olduğu gibi enerji alanında da milli bir politikası olmayan Türkiye bu sonuncu ve doğru tercihi yapabilecek midir?
Bütün gözler 22 Temmuz’da yapılacak seçimlere hangi şartlarda gideceğimize odaklanırken Meclis’ten sessiz-sedasız denebilecek kadar rahat bir şekilde geçen ‘Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi Hakkındaki Yasa Tasarısı’ bir kere daha milli bir enerji politikamızın olup olmadığı sorusunun peşine düşmemizi zorunlu kılıyor.
Bilindiği gibi Türkiye enerji bakımından fena halde dışa bağımlı durumdadır. Bu bağımlılığı, ülkemizi ‘enerji hatlarına güzergâh’ yaparak hafifletmeye çalışsak da bu, yeterli bir milli politika sayılamaz. Malumdur ki, önce, topraklarımızdan çıkmayan veya var olup da çıkartamadığımız petrolle başlayan, sonrasında Rus doğalgazıyla katlanan enerji mahkûmiyetimizin bedeli sadece iktisadi maliyetinden ibaret değildir. Özellikle doğalgazla elektrik üretimini teşvik eden iktidarlar döneminde Türkiye kendi kendisini ağır bir stratejik açmazın içine sokmuştur.
Bu durum, dünyanın ve bölgenin her an patlayabilecek siyasi ve askeri çalkantı dönemlerinde, hatta karşılıklı ticaret ihtilaflarında elimizi kolumuzu bağlayabilecek kadar ağır bir risk boyutu oluşturmaktadır. Bu şartlarda Türkiye’nin enerji açısından dışa bağımlılık katsayısını düşürmeye yönelik bir milli politika ihtiyacı açısından ‘Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi’ ile ilgili kanunun çıkması önemli bir aşamadır. Ayrıca bunca barajdan sonra akarsularımızdan hâlâ bir miktar daha hidroelektrik elde etme imkânının bulunmasını ve rüzgâr enerjisi gibi henüz yeterince ağırlık vermediğimiz bir seçeneğin mevcudiyetini de bir kenara kaydedelim. Ancak büyümeye devam etmesi halinde ekonomimizin artacak elektrik açığını karşılamak için en hızlı ve makul seçeneğin nükleer enerji santralleri olduğu, ilgili resmi kurum ve birimlerin benimsediği çözümdür. Ne var ki, sözünü ettiğimiz bu yasanın çıkmış olması tek başına milli bir enerji politikası için yeterli hamle değildir. Üstelik bu enerji türüne karşı her zaman çeşitli engellerin çıkabileceğini de gözden ırak tutmamak gerekmektedir.
Hatırlanacağı üzere Türkiye daha önce de nükleer enerji için irade beyan etmiş ama ihale gerçekleştirememişti. Esasen her zaman için nükleer karşıtı hakiki çevrecilerin veya fosil yakıt çetelerinin emrindeki sahte çevrecilerin hukuki yolları da zorlayarak pek çok engel çıkartabilecekleri malumdur. Hadi diyelim bu ve benzeri pek çok engellemeyi aşarak nükleer santral yapımını gerçekleştirme yönünde adımlar atıldı.
O zaman Türkiye bu yeni enerji türü ile dışa bağımlılıktan kurtulabilecek midir? İşte bu soru, enerji konusunda milli politika sahibi olmanın veya olmamanın ne demeye geldiğini açıklayıcı anahtardır. Nükleer yakıt olarak neyi kullanacağız? Uranyum bizde var. Fakat onu dışarı yollayıp zenginleştirmelerini mi isteyeceğiz, hazır zenginleştirilmiş uranyum mu alacağız, yoksa uranyum zenginleştirme teknolojisini geliştirmeye çalışarak İran gibi atom bombası yapmaya çalışmakla mı suçlanacağız? Bu ihtimallere ‘hiçbiri’ diyebiliriz. Tercihimiz, bolca sahip bulunduğumuz toryumu zenginleştirme işlemi gerektirmeden kullanabilen nükleer teknoloji olursa mesele kökten çözülür. Peki, başka pek çok konuda olduğu gibi enerji alanında da milli bir politikası olmayan Türkiye bu sonuncu ve doğru tercihi yapabilecek midir?

-www.gazeteport.com adresinden alınmıştır- 

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan