Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Onda Bir, Onda Dokuzu Yendi

Onda Bir, Onda Dokuzu Yendi PDF Yazdır E-posta
Kurtlar Vadisi dizisinin yayından kalkması ile ilgili olarak şimdiye kadar yazılıp çizilen ve söylenenler, yapımın sevenleri kadar, küçük bir azınlık teşkil eden karşıtlarının da kafalarındaki soru işaretlerini kaldırmaya yetmedi. Sadece RTÜK başkanı Sayın Zahit Akman’ın bu konuda sergilediği tutarsızlık bile dizinin aslında ‘kim vurduya gittiği’ni göstermeye kâfi...
Sayın Başkan, bir televizyon programında “Biz yasaklamadık, yayıncı kuruluşla yapımcı kuruluş böyle karar verdi” dedikten bir hafta kadar sonra Milliyet gazetesinden Derya Sazak’a verdiği mülakatta âdeta kendi kendisini yalanlayarak diziyi masaya yatırdıklarını ve sakıncalı bulduklarını, bunun üzerine kanal yöneticilerine en ağır cezaları vereceklerini belirtip uyarıda bulunduklarını dile getirdi. Böylece dizinin RTÜK tarafından yayından kaldırıldığı kesinleşmiş oldu.

Ancak bu itirafa rağmen asıl yasaklattırıcı iradenin nereden kaynaklandığı konusu halen askıda bulunmaktadır. Gerçek şu ki, yasağın perde arkasında, Türkiye’ye ‘PKK’yla etkili mücadele konusunda söz veren’ küresel gücün ısrarlı telkinlerine ilişkin duyumlar yabana atılır gibi değil.

Esasen yasaklama sürecinin başlangıç aşamasında yapımcıya ve kanal yönetimine ulaştırılan bir ‘istihbarî tehdit’ bu hususta önemli ipucu teşkil etmektedir. Dizinin yayınlandığı saatte PKK’nın ülke çapında silahlı veya silahsız eylemlere girişeceğine ilişkin istihbarat alındığı yolundaki sızdırma, Kurtlar Vadisi’ni engellemeye yönelik derin ve sinsi bir senaryonun hayata geçtiğine ilişkin ciddi bir gösterge niteliği taşıyor.

Uzmanlara göre bu söylenti, terör örgütünün eylem kararlaştırma tarzıyla uyuşmamakta, daha çok provokasyon çağrıştıran bir tasarıyı işaret etmekteydi. Buna göre diziden rahatsız olan uzun elli küresel güç, PKK eylemi süsü vererek bazı saldırılara girişebilecekti.

Böyle bir ortamda ne RTÜK, ne yayıncı kuruluş ve ne de yapımcı şirket, ‘terör içinde terör’ manevrasıyla masum vatandaşların canını yakacak küresel çetenin tuzağına düşme ihtimalini göze alamazdı. Ancak siyasi irade ve RTÜK sorunu yönetmeyi becerememiş ve yüzüne-gözüne bulaştırmış olduğu için ortaya, toplumun çoğunluğunu öfkelendiren kaba bir sansür uygulaması çıkmıştır.

Oysa ciddi bir devlet, dizinin terörü konu edineceği bölümlerinin hazırlık aşamasında devreye girebilir, şu veya bu yönde, şu veya bu çevreden gelen baskı ve sakıncaları gerekçe göstererek yapımcı ve yayıncı kuruluşu ikna edebilirdi. Yayıncı ve yapımcı ciddi bir yatırım harcaması yaptıktan sonra uygulanan yasak, bir kere daha ülkenin ‘devlet etme’ yeteneğinin sorgulanmasını gerektirecek bir hafifliğin kanıtıdır.



Ne var ki bu yasakla beraber toplum kendisi için son derece anlamlı ve yararlı bir takım sonuçları da çıkartma fırsatını buldu. Özellikle dizinin yasaklanmasına karşı gösterilen yaygın tepki, ülkede terörün arkasındaki gerçekleri sorgulamanın hangi çevreleri rahatsız, hangi çevreleri de memnun edebileceğini de ortaya çıkarmıştır. Özellikle bazı yayın organlarının internet üzerinden yaptıkları anketlerdeki ezici rakamlar son derece anlamlı bir resim oluşturmuştur. Diziyi yayınlayan kanalla rekabet içindeki medya grubunun, Kurtlar Vadisi’ne karşı ön yargılı yayınları ile bilinen iki büyük gazetesinin yaptığı kamuoyu yoklaması niteliğindeki internet anketlerinde karşıtların oranı yüzde 9’u geçememiştir.

Şüphesiz bu rakamları sadece diziyle ilgili kamuoyu yoklanmasından ibaret bir sonuç olarak yorumlamak yanlıştır. Zira diziye herkesten çok karşı çıkan PKK ve yandaşlarının, -asla Kürt vatandaşlarımızın değil- bütün gayretlerine rağmen sadece yüzde 9’luk bir kesimi etkileyebildikleri görülmüştür.

‘Türkiye Kerkük’e saldırırsa bunu Diyarbakır’a yapılmış sayarız’ şeklinde devlete ve millete yönelik en iğrenç küfrü ve tehdidi savurabilen kişilerin ‘yirmi milyon Kürt vatandaş’tan söz ettikleri bir ortamda, yoğun profesyonelce yönlendirmelere rağmen karşıtların yüzde 9’da kalması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir gösterge sayılmalıdır. Bilindiği gibi bu ülkede ırkçı-ayrılıkçı proje lehinde doğrudan veya dolaylı tavır koyan medya yaygarası, halkın yüzde doksanının sahip çıktığı meselelerde sergilenen tepkiden daha baskın çıkabilmektedir.

Oysa Kurtlar Vadisi ile ilgili sansür sayesinde bir kere daha gördük ki şer cephesi küçücük bir azınlıktan ibarettir ve en önemlisi Kürt kökenli vatandaşlarımızın ezici çoğunluğu, içeriden ve dışarıdan ırkçı-ayrılıkçı tezgâhı destekleyen güçlerin karşısındadır. Bunca gaflet, dalalet ve ihanete rağmen Türkiye’de ayrılıkçı-ırkçı dalga, mütareke basınının tuttuğu dev aynasına rağmen akılcı bir ‘sorun yönetme’ programı çerçevesinde kolayca bastırılabilecektir. Dizinin başına gelenlerden sonra bu gerçeğin bir kere daha ölçülmüş olması bir tesellidir.

Kurtlar Vadisi-Terör dizisine düşmanlığın omurgasını PKK ve yandaşları teşkil etmekte, bu çevreye herhangi bir gerekçe ile katkı yapanların gayretleri, ayrıca medyanın hamakat düzeyinde çarpık yayın anlayışı, karşıt cepheyi gerçekte olduğundan daha büyük ve güçlü göstermektedir.

Fakat ne yazık ki bu sefil azınlık ve destekçileri, -herhalde dayıları güçlü olduğu için- Türkiye’nin bütünlüğünü savunan yüzde doksanlık çoğunluğun tercihlerini etkisiz hale getirebilmektedirler. Kısacası, onda bir, onda dokuza galip gelmiştir.

Bu da sansür sürecinin bir kere daha belgelediği en tatsız gerçeğimizdir.

Ömer Lütfi Mete'nin -Kırmızı Çizgi- dergisinde yayınlanan yazısıdır...
 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan